WordPresssel ve Bloggersal Olaylar Zinciri -_-

Ahhh wordpress ahhh wordpress yaktın başımızı be!

Blog açma adayları SAKIN blog açarken wp’den açmayın!

Kan emici wordpress milleti sömürmek için yer arıyor resmen!

Resmen başımıza vampir kesildi!

Neden mi?

Şöyle ki…

Saf , masum , hiçbirşeyin farkında olmayan , yeni besin kaynağı yeni blogger adayı büyük hevesle wp’e üye olur yönetim paneline girişini yapar…

O hala büyük olay ancak birazdan yavaşşş yavaşşş yok olacak ağzı kulaklarına varan gülümdemesi eşliğinde aklında ki ‘ ayyyy geçen şu blogda çok güzel bir tema görmüştüm onu yapayım hemen ‘ diyerekten ışık hızında temalar adı altında ki ‘wp kurban Daha fazla

Blogger N’lerini Seçiyor!

Blog aleminin “N” rüzgarına kapıldığı günlerde bizde yeni yetme çıtır bir blog olarak sürekli kendi aramızda bunu konuşuyorduk. Hatta bir parça imrenmeyle içimizdeki küçük çocuğun ” bende istiyommm bana neeee ” diye dudak bükmesine engel olamıyoduk ki bir sabah bide ne görelim arkadaşlarımız MASAL EVİ ve KAKTÜS ÇİÇEĞİ bu rüzgara bizleride layık görmüşler ve “mim”lemişler. Nasıl sevindirik olduk kendimizi nasıl selebiriti hissettik anlatmam size 😀

Ama şöyle bir sorun vardı ki çıtır bir blog olarak ilk kez mimleniyorduk ve asıl zorluk şimdi başlıyordu. 4 kişilik bir blogger band olarak haliyle seçimlerde her kafadan 40bin ses çıkıyordu. ehh bide hepimizin bayan olduğunu hesaba katarsak varın siz düşünün o çıkan seslerin yüksekliğini 😀 en sonunda hepimizin kendi adına oluşturduğu 4 listenin bileşim kümesini aldık ve işte bizimde “N” lerimiz bu şekilde ortaya çıktı 🙂 işte buyrun o “N” ler…

***

elbetteki bu seçim baya ciddi bişiy olduğundan kuralsız olmaz demiş arkadaşlar ve işte bu “mim”in kuralları :

Yazının başlığı “Blogger N’lerini seçiyor!” şeklinde olmalı.. Bir bütün halinde ilerlemeliyiz. Her kategori için en fazla 3 kişi yazabilirsiniz.. (Sadece bir kategori için 5 tane yazma hakkınız var. Çoğumuzun blog açmasına sebep olan şey, kendimizi anlatmak.) Ekstradan 1 kategori daha ekleyip, seçiminizi yapabilirsiniz. Kategori açarken tercihinizi mümkünse en zeki, en güzel, en akıllı gibi şeylerden yana kullanmayın. Tamam birbirinizi tanıyor olabilirsiniz. Ama burda genel bir seçimden bahsediyoruz ve birbirimizi sadece yazılarımızdan tanıyoruz.

Yazılardan yola çıkarak sonuca varabileceğimiz kategoriler olmalı. (Kişileri rencide edecek, küçümseyecek türden kategorilere kesinlikle yer vermeyin.) Aynı kişiyi birden fazla kategoriye yazabilirsiniz. Mim yazılarınız kesinlikle okunacaktır. Yazılarınız okunduğuna dair yorum bırakılacaktır. Bir gün içerisinde yazılarınıza yorum gelmezse mail atarak haber verirseniz en doğru sonucu elde etmiş oluruz.Yazıda adı geçen herkes mimlenmiş oluyor. Mim tarzı olan bu olayın sonunda en’leri seçmiş olacağız. Lütfen yazdığınız yazının linkini burada paylaşmayı veya mail atmayı unutmayın  

***

şimdi 4 çatlağın zar zor seçtiği listeye geçebilirük 😀 Daha fazla

ŞU BLOG ALEMİNDE BİR BİZ EKSİKTİK…

Sanal alemin hayatımızın her tarafını kuşattığı artık alemin sanal olduğu şu dönemde biz 4 deli kız kendi çapımızda bir eğlence bulduk. Dedik ki kendi kendimize “ulan biz iyi anlaşıyoz mu? Evet. Bir araya geldikmi muhabbetin belini 85 yerinden kırıyoz mu? Evet. Espri desen Cem Yılmaz bile bizimle aşık atamaz dimi? Evet. Her türlü muhabbet bizde mevcut mu? Evet”

“eee ne duruyorsun?”

“Ne yapalım?”

“Blog açsana, blog açsana, blog açsana vay vay blog açsanaaaa..”  (son cümle Mahmut Tuncer edası ile yazılmıştır lütfen okuyorken sizde aynı edayı üzerinize giyiniz yoksa hiç bir özelliği kalmıyor. Birazdan ‘benim yarim karşıki dağda canderma canderma’ türküsüne de gönderme yapacam okumaya devam edin:D )

Eldeki tüm veriler olumlu sonuç verince NŞA’da blog açmak bize de farz oldu. Ancak ortada şöyle bir sorun vardı “Abi tamam iyi hoşta bu blog denilen meret nasıl açılır?” Bu konuda technical girl Elif arkadaşımız bizler için kendini feda etti ve  “Ben açarım ulleeeyynnn” diye kendini sanal alemin kollarına bıraktı.. Aradan çok bir zaman geçmemişti ki bir gün facede oturmuş kahvelerimizi höpürdetip fiskos köşemizde onu bunu çekiştiriyoken Elif  geldi ve “Hayırlı uğurlu olsun hanımlar, nur topu gibi bir blogumuz oldu ” dedi. Tabi bizde bir heyecan bir telaş eee nede olsa ilk blog değil mi heyecanı bir başka oluyor. “Ayyy ne sevimli şey bu.. Agucuk mugucuk.. Yirim seni topaç şey.. Gözler aynı bana benziyo” muhabbetini bir iki gün yaptıktan sonra Elifin “Hanımlar böyle olmayacak şu blogu doldurmamız gerek” demesiyle silkelenip kendimize geldik.. Ee bir isim koymakla olmuyor bu işler. onu besleyip büyütmek gerekiyordu. Hepimiz bir heves oturduk pc’nin başına, parmaklar kütledildi, baş sağa sola kıvrıldı, yazma oturuş pozisyonu alındı, eller tuşların üzreinde nazikçe gezindiiiii ve ilk dokunuş.. Hay Allah olmadı galiba, yazamadım bişey.. Hadi baştan kütlet, kıvrıl, pozisyon al, geziiiiiinnnn ve dokunnnn… Hayır olmuyordu bir türlü. Ne kadar denersem deniyeyim bir kelime bile yazamıyordum. A yazıyordum siliyordum, Z yazıyordum siliyordum. O arada kafamın tepesinde bir baloncuk gözüktü içinde de Cem Yılmaz

“Ne oldu hani sizinle espride aşık atamıyodum, kal mı geldi güzelim??” diye pis pis intikam gülücükleri savuruyordu bana. Cem abinin bedduaları tuttmuş olacak ki tek satır cümle yazamıyordum. Böyle deli gibi sancı çeken ama wc’ye girdiğinde yapmak istediği işlem ERROR  veren biri gibiydim. Yazmak istediklerim resmen içimde gaz durumundaydı. Durum vahimdi. Acil toplantıya ihtiyacımız vardı ve en acilinden bir face toplantısı düzenledik.  Sorunuzmuz aynıydı ve aynı noktada toplanıyorduk. YAZAMIYORUZ. İyi de nasıl olacaktı bu?Tepemde çıkan baloncukta Cem abi hala sırıtmaya ve hareket çekmeye devam ediyordu. ” Elalem nasıl beceriyor hem yazılar hem teknik işlemler? Yani 4 kişi bi blogu beceremedik!!” diyorduk kendi kendimize. O anda içimizdeki zekilerden birinin tepesinde ampul yandı ve “Bizden öncekileri takip edelim” diye bir fikir attı ortaya.. Daha az zeki olanımız -ki bu benim (kendimi rencide etmemek için isim zikretmiyorum :D)- ampulünde bir sorun olacak ki “Nasıl yani?” diye sordu. Ve Edison amcanın veliahtı olacak zeki arkadaş devam etti “Yani diğer blogları inceleyelim. Bakalım onlar nasıl yapıyorlar.”

İşte bizim bazı bloglara olan tutkumuz kabız bir dönemimizde böyle başladı. Belli bir dönem hepimiz blog araştırmasına giriştik. Sonuç mu? Bazı blogların şeklini şemalini beğenmedik “ııııhhhh okumayacam” diye kafa çevirdik, bazılarını ” bu ne yaaa adam en son 50 gün önce yazmış, bu ne duyarsızlık kardeşim, düzenli yazmayacaksan ne diye blog açıyosun” diye esefle kınadık (haa bu arada sonradan öğrendik ki bu kınadığımız blogun bin bilmem kaç takipçisi varmış ve adamın annesi öldüğü için bloga girememiş “özür dileriz abi geri aldık”) bazı bloglara ise resmen bağımlı hale geldik (bknz. sağ alt köşe/radarımıza takılanlar) İşte asıl hikaye bu bağımlısı olduğumuz bloglarla başlıyor zaten (“bu kadar girizgahı boşuna mı okuduk?” demeyin birazdan Mahmut Tuncer -Jandarma göndermesi gelecek okumaya devam :D) Okumaktan zevk aldığımız ve yeni yazıları 4 göz 8 kulakla beklediğimiz, face- twit ve binimum her yerden takibe aldığımız bu blogları sizinle paylaşmaktan gurur duyuyorum. Çünkü sevgi paylaştıkça çoğalır (bunu da Esra Ceyhan havasında söyledim. Arada tutuyo kardeş napçaksın idare ediver gari 🙂 )

Bu blog işini iyice kafaya taktığımız ve resmen Cem abiye karşı bir namus meselesi haline getirdiğimiz bu dönemde ilk takibe aldığımız blog hiç şüphesiz METROPOL GÜNLÜĞÜ oldu. Neden “hiç şüphesiz”? Çünkü ortak zevklerimiz ve düşüncelerimiz vardı. Okuduğumuz çoğu yazıda “ahhhhhaaaaa buda benim gibi düşünüyomuş ” diye gözlerimizin açılıp, düşüncede yalnız olmadığımızı hissettiğimiz pek çok an oldu bu blogu takip ederken. Bize pek çok fikir verebileceğini düşündük. Eğer bir Uzakdoğu hastası iseniz buyrun kardeşim METROPOL GÜNLÜĞÜ’ne davet ediyorum sizi. Dizileri, müzikleri, artizleri, oppaları 🙂 (Can abi sen seversin bu kelimeyi:) )kardeş ne ararsan var, bizim çarşamba pazarı gibi 😀 Aslını isterseniz sadece Uzakdoğuda değil herşeye değinmiş azizim. Hatta okurken şöyle düşündüğüm çok zaman oldu “Abi bize de yazacak bi konu bıraksaydın, hani bizde iki kelam karalasaydık” Ayşe Özyılmazelinden tutta kıyıda köşede kalmış animesine kadar herşey var. Değinmediği konu, el atmadığı şey yok bu METROPOL GÜNLÜĞÜ’nün. Aslında tamda adına layık bir blog. Hakkını veriyor doğrusu (bunu söylemek bizim gibi yeni yetmelere düşmez ama..) Tabi yeni blog açmanın verdiği heyecanla her yerini kurcaladım METROPOL GÜNLÜĞÜ’nün. Blogla resmen bir flört dönemi yaşadık diyebilirim.. Hergün yeni bir heyecanla pc başına geçtim ve acaba bugün ne keşfedecem merakı ile inceledim. Sanırım okumadığım yazısı kalmadı. Ne yalan söyliyeyim bir parçada kıskandım doğrusu. Bu blogu sabah okuyor akşama kızlara face üzerinden “yaaa onun neden blogu bu kadar düzenli duruyor, bizimki neden böyle biri anyada biri konyada yaaa…” diye çemkiriyodum.  (abi bu süreç içerisinde blogunda bir çökme göçme yaşandıysa nazardır o nazar, bi okut üflet sen en iyisi 🙂 ) Ve tabi ki bu blog ile beraber yıkılan önyargılarım. “Ya abi anlamıyorum bir erkek nasıl koresever olur yaaa.. yani oppalarından desem cık olmaz bizim türk erkeğine ters, nonaları desem ya bence onların hepsi aynı ben hala birbirinden ayırdedemiyorum onları, Kurtlar Vadisi ile büyüyen bir Türk erkeğinin, nasıl olurda bizim izlerken ‘ayyyy ne romantiiiiikkkkkkk’ diye gözlerimizin döndüğü, her tarafından romantizm hormonu fışkıran bu Kore dizilerini bünyesi kaldırır” cevap veriyorum kardeşim “Ahanda işte böyle (bknz.METROPOL GÜNLÜĞÜ-Can abi)  Gerçektende oluyormuş ve gerçekten analar böyle evlat doğuruyomuş 🙂 Sevgili METROPOL GÜNLÜĞÜ ve Can abi , bize yeni yolumuzda bilmeden de olsa yol gösterdiğin, blogunun afilli yapısıyla beni kıskançlıktan çatlattığın ve Koresever bir erkek olarak beni dumura uğrattığın için sağol. Sıkı takipçinim abi bilesin ( Bu arada Can abi o ilişki harbi çıkmaz yaaa..O nasıl bir tutkudur, o nasıl bir ilişkidir, o nasıl bir çıkmazdır. Yani bir ilişki ancak bu kadar çıkmaz hale getirilebilirdi helal olsun.)

Radarıma takılan 2. blog ise Be-Pu. Hemen bir itiraf ile başlamak istiyorum. Blog yazarlarımızdan özge nam-i diğer CİNNET  “Bu blogu takibe alalım ve inceleyelim tam bize göre, buram buram Kore” dediğinde bi 3 gün direndim incelememek için “Dur abi” dedim “Henüz bünyemde Metropol Günlüğü’nün etkileri sürerken bir tabu yıkılması daha kaldıramam.”  Ama bizim Cinnetin pc başında “Bu blog incelenecek ullleeeeyyynnnn” diye cinnet geçirmesinden sonra canımın sağlığı için incelemeye koyuldum. Henüz ilk sayfayı açarken iki elimi havaya kaldırıp “Allah’ım nolur bir Koresever erkek vakası ile daha karşılaşmak istemiyorum. Biliyosun bu konuda çok büyük önyargılarım vardı. Hani bunları yavaş yavaş, bünyeme hasar vermeden kırsak diyorum ha ne dersin?” diye Allah’la anlaşma yapmaya çalışıyordum ki karşımda açılan sayfada benimde dinlemeyi sevdiğim bir Kore rock grubunun tanıtımı duruyordu. “Duamı es geçtiğin için teşekkür ederim Allah’ım” diyerek yazıyı okumaya başladım. Sonra diğerlerini ve diğerlerini derken 3 gün 3 gece pc başında bu blogu okuyomuşum farkında değilim. (Osman kardeş gözlerim bozulursa doktor faturasını sana postalayacam haberin olsun :D) Ama bu blogta diğer Kore bloglarından farklı bir şey vardı. Sanki daha çok kendinden bişeyler vardı bu blogta. Yani tüm duygular, tüm hissedilenler yazıya dökülmüştü. Belki de tüm yaşanmışlıklar… Şunu diye bilirsiniz “Bana ne elalemin ne yaşadığından.”  Ama bazen insan, hiç tanımadığı başka bir yaşamdan güç alabiliyor, yön bulabiliyor ( o kadar kişisel gelişim kitaplarında başarı öyküleri boşuna mı anlatılıyo zannediyonuz kardeşim. Türk milleti olarak etkileniyoz böyle şeylerden  işte 🙂 ) (Açıkçası kendimi çok yalnız hissettiğim İngiltere günlerimde “Yalnız İnsan Güçlüdür” yazısı güçlü olduğumu hissettirmişti, sağol. Bu arada yeminlen o yazıyı Canon in D’ yi dinleyerek okudum) Bir blogta yazı yazmanın sadece tanıtım yapmak yada kendi reklamını yapmak olamdığını ve kendinden birşeyler kattığında daha samimi olduğunu bize gösterdiği için Be-Pu ‘ya sonsuz teşekkürler. Haa bide “Türk erkeği duygusal değildir” tezimi “Kardeşim Türk erkeği istedimi Koreli bir erkekten bile duygusal olabilir” tezine dönderdiğin içinde  ayrıca teşekkürler Osman. (Deli kızdan uyarı: Osman kardeş  bu son cümleden sonra arkanda “opppaaaaaa” diye çığırarak koşan Türk kızları olursa sorumluluk kabul etmiyorum bilesin. Türk kızıyız kardeşim yapar mıyız? yaparız. Var kanımızda hafif sıyrıklık 😀 )

Ve bir diğer deli gibi takip ettiğimiz, yeni yazısı blog alemine indiği anda birbirimize “abi yeni yazı gelmiş” diye mesajla haber verdiğimiz, yazılarını okumaktan iki gözümüzün birbirine yaklaşarak ilişki yaşamaya başladığı bir blog, Kaptan! Türkiye’de inecek var. Öncelikle hemen bir uyarı yapmak istiyorum. Eğer bu blogu takip edecek ya da herhangi bir yazısını kıyıdan köşeden okumaya kalkacaksanız herhangi bir içecek içerken ya da çekirdek çıtlatırken ya da çiğ köfte yerken okumayın kardeşim. Gülerken boğazınıza kaçar, yeminlen boğulursunuz, kurtaran olmaz.

Bu yazıyı hazırlarken tüm takibe aldığımız blogların sahipleriyle temasa geçerek onlardan gerekli izinleri alarak yazıya yön verdik. (Hayır sonra telif hakkı falan uğraşamam ben. Yok para yok, öğrenciyim ben :D)  Sağolsun tüm site ve blog sahibi arkadaşlar yazıya onay verdiler ancak bu yazıyı yazdığım şu dakikalarda bir tek Choi abiye ulaşamadık. Kendisiyle iletişim kurabilmek için teknolojinin her yolunu denedik. Olmadı.. Güvercin uçurma, duman ile iletişime başvurduk.. Ama sanırım bizim güvercin yolu şaşırdı, duman ise çabuk dağıldı. Böyle olmayacağını anlayınca pisişik güçlerimizi kullanarak telepati kurmaya çalıştık ama hala sonuç alamadık.. Fakat Onun blogunda o kadar çok zaman geçiriyor ve o kadar çok eğleniyordum ki ondan bahsetmemek gerçekten büyük ayıp olur diye düşündüm. (Choi abi affına sığınarak yazıya senide dahil ettim. Umarım bizi telif hakkı ile uğraştırmazsın. Bide abi yaa bizim güvercini görürsen bi gönderiver sana zahmet. Cep telefonu her yerde çekmiyo biliyon mu, işim düşüyo o hayvana 🙂 )

Biz Kore manyaklarının hep hayalinde vardır o güzelim ülkeye gidip, oranın kültürünü yakından tanımak,şehirlerinde ayak baslımadık yer bırakmamak, eh hazır gitmişken oppalarınıda yakınen görmek (birilerinin” sende mi Brütüs” dediğini duyar gibiyim) o ‘denizden babam çıksa yerim’ mantığını orada işleve sokmak… Hepimizin böyle renkli hayalleri vardır.. Peki ya bunun tam tersi olursa? Yani bir Koreli bizim ülkemizde yaşamaya çalışırsa ne olur? Choi abiden öğrendiğim kadarıyla söyliyeyim bizim Dursun ve Temel gibi efsaneleşip fıkra olur kardeşim. Nereden mi biliyorum? Bknz. Kaptan! Türkiye’de inecek var- Choi abi. Ben zaten yakında bekliyorum Ondan bir fıkra kitabı falan. Bir yabancının gözüyle Türkiyeyi ve Türkleri görmek istiyorsanız buyrun arkadaşlar bu bloga.. Haaa yabancı diyorum ama Choi abi benden bile daha Türk valla. Küfür seviyesi advancedmış benimki hala intermadiate seviyesinde sürünüyo.. Dünyanın farklı renklerini ülkemize gösterdiği ve tüm o hepimizin hayran olduğu Kore samimiyetini bize yansıttığı içinde Choi abiye teşekkürü bir borç bilirim.. Az gülmedim yazılarına yerleri süpürerek…

Ve MinozTurkey.. ” oppa” lafını sevmeyen herkes burada kulaklarını tıkasın zira bu adama bir ömür “oppa” diyesim var. kim mi ? tabiki Lee Min Ho (Şule muhtemelen şu anda benim üyeliğimi iptal etmekle uğraşıyodur) Koreli ünlülerden çok azını takibe alırım ve Türkiyedeki fan sayfalarını takip ederim. Çünkü çoğu ya çoluk çocuğun elinde maskara olmuştur (Ahhh şimdi burada bazılarını deşifre etmek vardı yaa neyseee…) ya da bir sürü kulaktan dolma bilgilerle doludur. Ama bu siteyi takibe aldığım ilk günden beri anladım ki burası farklı. Burada yalan haber yok, kulaktan dolma bilgi yok her bilginin kaynağı belli. Dedim ki kendi kendime “doğru bilgi için doğru yerdesin kızım”… Gerçi sitenin takibinde Lee Min Ho’nun muhteşem resimleride etkili olmadı desem yalan olur hani (Yok yok ben kendim kaşınıyorum, kesin üyeliğim iptal edildi) Bu siteyi takip ettikçe “vay be ne hayranlar var ha” diyede kendimi hayran olduğumu iddia ettiğimden dolayı esefle kınadım. Zira insanlar ne güzel şeyler yapmışlar ne güzel şeyler paylaşmışlar imrendim doğrusu. Sonradan görme bir Lee Min Ho hayranı olarak benide aranıza kabul ettiğiniz ve tüm sıcaklığınızı hissettirdiğiniz, güvenebileceğim bir hayran kitlesi olduğunu bana gösterdiğiniz için teşekkürler MinozTurkey ekibi..( Şule valla asılmayacam bi daha söz. Nolur beni siteden afaroz etmeeeee…. şuanda diz çöktüm varsay…)

Hala bu muhabbetin Mahmut Tuncer- Jandarma’ya nasıl bağlanacağını merak ediyorsunuz değil mi?  Valla gelecek söz az daha sabredin…

İşte ilk göz ağrımız..(yazının bu kısmı duygusal geçebilir mendilleri hazırlayın.. Arka fonda da JYJ-W çalıyor.Şimdi ne edebiyat parçalarım haa..) Ne yazsam az bu site için. JYJTurkey. Sadece adı bile yeterli benim için. Güne gözlerimi açtığımda ve pc’min başına geçtiğimde ilk tıkladığım yer. Onu açmadığım zaman sanki dünyadan bi haber kalacakmışım gibi hissediyorum. “Hadi len ordan” diyenleriniz var biliyorum. Ama siteye olan bağlılığımız hayranlıktan, fanlıktan çok öte birşey. Beni sadece JYJ’nin haberleri ya da onların güzel resimleri çekmiyor o siteye. Oradaki paylaşımlar bambaşka. Evet bu grubun deli fanıyım ve evet Türkiye’ye gelseler Yuchun oppayı  sağ bırakmayı düşünmüyorum ama orada bulunma sebebim sadece onlar değil. Yüzlerini hiç görmesemde, eslerini hiç duymasamda çok güzel yürekler var o sitede. Ve hepimizin kalbinde aynı heyecan “JYJ etkisi” Bazen ortak bir sevinç oluyor, Bazen ortak bir üzüntü. Bazen hep beraber gülüyoruz (bknz. Jaejoong oppanın son twit resmi 😀 ) Bazense hep beraber SoMeone’ a giydirme yapıyoruz. Duygular aynı, hisler ortak. Farklı düşüncelere kapısı sonuna kadar açık.. Yargılamaz sorgulamaz.. “Neden?” demez, “Sen kim oluyorsun?” demez.. (Mevlana gibiler maşallah ‘ne olursan ol gel’ 🙂 )

Adminlerinin kocaman yüreği var, sıcacık günaydınları var. Nurdanı var sinirliyken bile sükunetini hiç bozmayan, Feyzası var projeden projeye koşarken hiç yorulmayan, Esrası var JYJ ile yaşadığına inandığım çeviri delisi, Ebrusu var muhteşem rakibem (yc), Asudesi var biz bazılarının saçını başını yolmak isterken (bknz. Telisha 🙂 ) “yaa kızlar kasmayın geçici bunlar” diye ortamı yatıştıran ve benim bile adını bilmediğim kocaman bir ekip, aile gibi. Yerleri çok ayrı bizde.. Bu 4 deli yüreği ilk bir araya getiren,  Sabahlara kadar oturup muhabbet ettiğimiz yer burası.. Bazen can sıkıntımızı paylaştığımız.. Bazense içimizde durmayan sevinçlerimizi haykırdığımız yer burası.. Ev gibi.. Tek çatı altında bir sürü aynı yürek.. Her şey değişir bende ama JYJTurkey her zaman yerini korur.

Bu kocaman aileyi bize sağladığınız ve benim gibi bir manyağa bunca zaman tahammül ettiğiniz için teşekkürler JYJTurkey ailem…

Vaaayyy bu yazı böyle duygusal bitmemeli…Neredeyse ağlayacam.. Hayır olaaammaaaaazzzz… Biri beni kendime getirmeli… Ve işte beni kendime getirecek olan adam karşınızda Mahmut Tuncer- Jandarmaaaa…

(klipteki teyzenin yaşı asker yolu beklemek için biraz olgun değil mi yaaa????)

Deli Kızdan Not: Abi Jandarma böyle bir yazıya daha başka nasıl bağlanırdı bilemiyorum yani… Mahmut abi idolümsün.. Hörmetler…

(DELİ KIZIN BOHÇASI)